12 Aralık 2017
  • 1.769
  • 2.3635
  • 81.911
 

Ekrem Dumanlı'nın yazısı Türkçe Olimpiyatları ile ilgili

Ekrem Dumanlı'nin yazdığı son köşe yazısı Türkçe Olimpiyatları kapanış programı ile ilgili oldu.

Zaman Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ekrem Dumanlı, bugünkü köşe yazısını Türkçe Olimpiyatları'na ayırdı.

Türkçe Olimpiyatları çerçevesinde Türkiye'ye gelen öğrencilerden övgüyle bahseden Dumanlı, "helal olsun size" dedi.

İşte Ekrem Dumanlı'nın o yazısı...

HELAL OLSUN SİZE

Dünyanın dört bir yanında seçmelere katıldılar. Şiir, şarkı, folklor, özel yetenek gibi alanlarda arkadaşlarıyla yarıştılar.

Ülke finaline kalabilmek için Türkçe'lerini geliştirdiler. Okudular, yazdılar, düşündüler... Türkçe rüyalar gördü pek çoğu. Mutfağımıza aşina oldu, müziğimize hayran kaldılar. On binlerce insan Türkçe imbiğinden geçip Türkiye'ye gelmeye hak kazandılar. Ve geldiler. Bu güzel ülkeye bir bahar havası getirdiler. İki bin 500 finalist öğrenci 55 vilayette 99 programa katıldı. Yüz binlerce insanla doğrudan temasa geçen bu çocukları milyonlarca insan ekran başında seyretti. Anadolu insanı, onlarla gurur duydu, onları muhabbetle bağrına bastı.

Olacak ya! On binlerin arasından süzülüp gelen dünya çocukları tam buradayken birtakım hadiseler zuhur etti. Başta ağaçların kesilmesine tepki olarak başlayan protestolar, kısa bir süre içinde global bir operasyonu da içine alarak büyüdü. Her kutuplaşmanın ilk kurbanı akl-ı selimdir. Yine öyle oldu. Olayların sıcaklığı içinde hareket edenler, itidal çizgisinde durup her tarafa hayırhahlık yapanları en başta anlayamadı. Kitleleri sağduyuya çağırmaktan başka çare yoktu. Heyhat! Öfkeler aklın önüne geçtikçe adalet ve hakkaniyet rafa kaldırıldı; kimin ne dediği tam anlaşılamadı. Her neyse…

Eylemler bir anda Taksim'i aştı, İstanbul'dan taştı, ülke dışında gündem oldu. Televizyonlar, gazeteler, internet siteleri… Hepsi Türkiye'den bahsediyordu. Ve maalesef ortaya konulan manzara hiç de iç açıcı değildi. Yakılan polis arabaları, biber gazı sıkan polisler, barikat kurulmuş sokaklar, pankartlarla işgal edilmiş meydanlar… Ortaya çıkan bu vahim manzaranın her bir karesi insanın yüreğini burkuyor, gözlerini yaşartıyor, insanı endişeye sevk ediyor. Bütün bu acı hadiseler yaşanırken “Türkçe'nin yavruları”nı düşünmemek mümkün mü? Acaba o melek yüzlü çocuklar şeytanların cirit attığı bu alacakaranlıkta ne görüyordu? Korkmuş muydular, ürkmüş müydüler, kaçıp gitmeye teşebbüs etmiş miydiler? Endişemi kimseciklere duyurmadan sordum, soruşturdum. Öğrendim ki çocuklar kendini hep muazzam bir sevgi atmosferi içinde hissetmiş.

Derin bir “oh” çekiyorsunuz çocuklardaki bu itimadı görünce. Ancak mesele sadece dünyanın dört bir yanından müşfik öğretmenlerinin kanatları altında Türkiye'ye gelip sevgi atmosferini her an soluklayan çocuklarla bitmiyor ki! Ya onların aileleri? Binlerce kilometre öteden çocuklarını Türkçe Olimpiyatları'na gönderen anneleri, babaları, kardeşleri düşünün bir de! Onların gözüyle Türkiye'ye bakın. Alevler içinde bir ülke. Kavga-dövüş, kaos, şiddet… Ah Türkiyem, güzel Türkiyem! Seni böyle resmetmek, seni yeryüzüne böyle tanıtmak ve bu imajın altında seni inim inim inletmek! Dünyanın dört bir yanında zirvelere çıkıp “Asıl Türkiye manzarası bu değil” diye haykırsanız bile hangi ana yüreği, evladını o ateş içinde görmek ister!

Türkçe-Der Başkanı doktor Ali Ursavaş'ın yüreğimize su serpecek şu sözleri ne kadar da manidar: “Evet, dünya televizyonlarını izleyen aileler çok huzursuz oldu; ancak hiçbir ebeveyn çocuğunu geri çağırmadı.” Çok önemli! Neden? Çünkü o aileler bir yeryüzü markası haline gelmiş Türk Okulları'nı biliyordu. Biliyordu ki o okullarda vazife yapan öğretmen, cehennemî ateşlerin bir ucundan girip diğer ucundan çıkar; ama kendisine emanet edilen öğrencisinin saçının bir tek teline bir küçük kıvılcımın sıçramasına müsaade etmez. Dünyanın tâ öbür ucundaki öğrenci velisi, evladını her türlü husumeti ayaklar altına alan ve her bir varlığı sevgiyle saygıyla bağrına basan Anadolu insanına emanet etmişti. Uluslararası konferansların askıya alındığı, otel rezervasyonlarının iptal edildiği bu karmaşık ortamda bir tek öğrenci, “Buralar çok karışık, ben ülkeme dönmek istiyorum!” demez mi? Demedi! Bir tek anne “Oralarda kaotik bir ortam var, yavrumu geri gönderin!” demez mi? Demedi!

Demek ki evrensel barış ufkuna yürünürken “sulh adaları” oluşturmak mümkün. Demek ki “adanmış ruhlar”ın vesile olduğu sevgi atmosferi her türlü kötü imaj çalışmalarını hak ile yeksan edebiliyor.

Olimpiyat çocuklarının gözlerindeki parıltı bir teşekkürü yansıtıyor. Hem Türkiye'yi yakından tanımanın mutluluğunu yaşıyorlar; hem de her ırk ve renkten çocuklarla tanışmanın hazzını idrak ediyorlar. Bize de düşen bir mutluluk var: Olimpiyat vesilesiyle kültürlerini daha yakından tanıdığımız bu çocuklar bize, evrensel bir barışın yaşanabileceğini ispat etti.

Üstelik tam 11 senedir bu böyle. Okulların başlangıcını düşünecek olursak 20 senedir bu böyle! Selam olsun o gençlere!


 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
Bundesliga'nın en iyi 5 golü!



Sitemizdeki yazı, resim ve haberleri her hakkı saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.
Görsel Tasarım : INVIVA